tuzlu-suda-ask‘‘Zamanı öğrenmek için saate bakmayı sevmezdim.’’ Diye başlamış yazarımız bu kitaba. Öyle ki; kitabın en güzel yanlarından birisi de zaman kavramını sorgulatması oldu bana. Neden bu dünyadayız? Hangi hayattayım? Yaşıyor muyum? Bu sorularla durup durup kendimden şüphe duydum sayfaları çevirirken…

Şunu da söylemem gerekiyor: Tuzlu Suda Aşk’ın tam olarak türünü çözemedim. Sadece bir aşk romanı okuyacağımı sanarak almıştım kitabı ancak hikâyedeki aşkın içerisinde birçok sürprizle karşılaştım. Biraz macera, biraz yol, biraz aşk ve biraz da psikoloji… Ayrıca dili yeraltı edebiyatına da çok yakın. Siz nasıl değerlendirirsiniz bilmiyorum ama okuyanların bu konudaki düşüncelerini yoruma eklemesini rica edeceğim.

Kitabı biraz özetlemek gerekirse; kahramanımız Lodos, kendi ağzından anlatıyor hikâyesini. Tutarsız ancak öz eleştirisini kolayca yapabilen bir karakter… Hayatının bir kısmı İstanbul’da bir kısmı da Antalya’da geçiyor. Başlarda geçmiş dönemleri birbirinden bağımsız anlatsa da ilerleyen sayfalarda kurgu yerine çok iyi oturmuş. Alışılagelmişin dışında bir aşk anlayışı var. Sıcak bir yazın ardından gelen hüzünlü ancak umut vadeden bir sonbaharı anlatıyor sanki…

Kısacası; klişelerden uzak, akıcı bir dile sahip, heyecanla okuyacağınıza garanti verebileceğim bir roman. Kitap yeni çıktığı için henüz raflara düşmemiş ancak D&R’ın web sitesinden sipariş edebilirsiniz. Aşağıda direk linkini de mevcut.

http://www.dr.com.tr/Kitap/Tuzlu-Suda-Ask/Cuneyt-Karaoz/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000713128

Tahir Dinç

Tahir Dinç

18 yıldır film sektöründe çalışmalar yapan Dinç, profesyonel anlamda bir çok çalışmaya imza atmıştır. Günümüzde kendine ait Türk SEM reklam ajansını yönetmektedir.

View all posts

3 comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • “Tuzlu Suda Aşk, sadece bir aşk hikâyesi değil; insanın kendi yaralarıyla yüzleştiği, geçmişin tuzunun hâlâ can yaktığını fark ettiği bir iç yolculuk. Cüneyt Karaöz, kelimeleriyle kalbin en savunmasız yerine dokunuyor. Okurken bazen bir cümlede durup uzun uzun düşünüyorsunuz, bazen de karakterlerin acısında kendi hikâyenizi buluyorsunuz.
    Bu kitap, sevmenin ne kadar cesaret istediğini, kaybetmenin ise insanın içini nasıl sessizce yaktığını anlatıyor. Tuzlu su nasıl yarayı acıtıyorsa, bu hikâye de kalpte kapanmamış izlere dokunuyor.
    Okuyup bitirdiğinizde, bir hikâye okumuş gibi değil; bir duyguyu yaşamış gibi hissediyorsunuz.”