Türk sinemasına olan küskünlüğüm “Issız Adam” filminden sonra hafif hafif buzlarını eritmeye başlamıştı, fakat bu durum çok kısa sürdü. İnsanların bu denli Türk filmlerine olan beğenilerini anlamakta gerçekten çok güç. Bazı Türk filmlerinin kalitesi, işlenişi şu an için çevrilen bir çok diziden daha kalitesiz. Kaybedenler Kulübü filminde de başladığı anda İstanbul anılarımı ve unutmak istediğim o “duyguları” hatırlatacağını anlamıştım. Bu sebepten ötürü izlerken kendimi 3 – 4 yıl önceye sarmam gerekti, nitekim bu şekilde izlerken daha çok haz alacağımdan emindim. Filmden önce tek istediğim güzel bir 2 saat geçirmekti. Film başladıktan 10 dakika sonra olaya birden anlamsızca eleştiri bakışıyla izlemeye başladım. Bu bakış acısıyla film izlemesi çok gıcıktı. Zevk almak nedense daha zor oluyordu ve 3 hatadan sonra filme tahammül edemiyordum.

Neden filmin başında ki ne konuştuğu yarım yamalak anlaşılan eleman konuştuğu zaman ekranda konuşmalarını yazmalarıydı, işte bu durumu hiç anlamadım. Tam bir anlamsızlık yığını o dakikalarda başlamış ve ekrana adamın konuşmaları gelmeye başlamıştı. Yahu birde oraya “bu izlediğiniz bir filmdir” yazsaydınız. Daha güzel olurdu hatta olaylarda insanların neler düşündüğünü ve daha da güzeli insanlar şu an aşık oldu gibi şeyler.

Film ilerlerken erotik bir film ile karşı karşıya kaldığımı anlamıştım. Eh İstanbul hatırası da böyle birşeydi. Lakin yanlış vardı aşk öyle değildi be abi. Oyunculardan, yönetmene ve orada akıl veren kişilere kadar her kademe aşık olan kimse olmamış.  İlk yarım saat filme giriş ayağı ve olaylara hazırlık muhabbetiyle merakla izledik tabi. Geçen o kadar zaman içerisinde elemanların birlikteliğini de bu nasıl bir felsefe ki kendi içerisinde inatlaşıyor diyerek izlemeye devam ettik. Sabırla onca kaybetmelerini “Asıl Kızın” geleceğini bekleyerek geçirdik. Sonunda asıl kızı gördüğümde gerçekten mutlu olmuştum, fakat film gidiş hattından sonraki hatların tahmin sürecinde farklı birşeyler verecek olarak sezinletiyordu. Fakat asıl kıza da 2. gece birliktelik gerçekleşmişti. Aşkta aşık olan aşık olunanın elini sıcak bir şekilde tutması önemlidir ve güzeldir. O sıcaklık binlercesiyle gerçekleştirilen beraberlikten çok daha güzeldir ve işte ben bunu severim. Gözlerin bir birini görmesi yahu Aşk ne güzel birşeydir. Filmdeki aşk ise daha tutkulu bir sevişmekten ibaretti. Kaybedenler Kulübünde 2 elemanın komedi filmini izler gibiydim.

Şu an için şunu da belirtmeliyim ki son yarım saatini izlemedim, hiçte merak etmiyorum. Bir aşk filmi çeviriliyor ise içinde aşk olmalı, aşık olmalı, aşık olunan olmalı. Kısaca beni Türk filmlerinden bir kaç adım daha uzaklaştıran bir film oldu. Türk sinemasında sevilmediğimi biliyorum, merak edilmesin bende sizleri sevmiyorum. Yaptıklarınızı ve ne yapmaya çalıştığınızı da çok iyi biliyorum.

Eleştirmen Değeri : 27

Tahir Dinç

12 yıldır film sektöründe çalışmalar yapan Dinç, profesyonel anlamda bir çok çalışmaya imza atmıştır. Günümüzde kendine ait bir reklam ajansını yönetmektedir.

View all posts

3 comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Selamlar çok fazla sinema seyreden bir eleştirmen adayı olarak yukarıda yazdılarınızın bir kısmına üzülerek katılamıyacağım;çünkü şu var Türk filmleri çevrilirken güncel olaylar,konuşmalar,hayat biçimi ve de toplumumuzun o anki değerleri dikkate alarak çevrildiğine inanıyorum.Kaybedenler Kulubü filmide bunları çok iyi ele alan Türk toplumumuzu anlatıyor.Kızlar yurdundaki öğrenciler hiçbişey radyo programında hiçbişey anlamadığı halde sadece 2 kişinin konuşma akıcılığında etkilendiğinden dolayı hiçbişey anlamadığı halde ne dediğini anlamıyorum ama çok hoşuma gidiyor demesi,her zaman şarap içen işsiz bir gencin bu 2’li sohpetle beraber daha çok şarap ve sigara içmesi,heykeltraş yapan bir adamın sanat yapayım derken konsantre olmadan gülerek 2’li sohpete dalması ve bunun sonucunda belkide yapmış olduğu heykeltraşları çok basit yapması vede taksicilerin 2’li konuşkada adı geçen karl marx’ı dahi bilmeden dikkatle dinlemesi ve filmin son yarım saatini seyretmemişsiniz ama radyo programını bitirdiklerinde taksi durağının hepsinin şoke olması ve daha neler bunlar bizim halkımızı okadar iyi anlatıyorki bence bu da Kaybedenler Kulübünü kusursuz bir film yapıyor.
    Gerek oyuncuların rollerini iyi yapması gerek yönetmenin montajı ve kurguyu iyi yapması;benim için bu filmi Türk sinemasında ayrıcalıklı yapıyor.

    Saygılarımla;
    Mehmet UZ

  • Merhabalar Tahir bey;

    İlk olarak şunu belirtmek istiyorum,5000 kadar film izlemiş ve kendini film eleştirmeni olarak tanıtan biri olarak,nasıl olur da bitirmediğiniz bir filmi eleştirirsiniz anlamış değilim!Bunun yanı sıra ben de Türk filmlerinin kısır olmasından şikayetçiyim ancak,Kaybedenler Kulübü’ne yaptığınız acımasızca eleştirinin dikkat çekmek için yapıldığı kanaatindeyim,filmde sizin anlamlandıramadığınız veya konduramadığınız kareler sadece sizi bağlar yönetmeni ,senaristi vs. geri dönüşü olmayan bir yanlış yapmışcasına duygusal bir şekilde eleştirmeniz bence sizin profesyonelliğinizi gölgede bırakıyor.Son olarak el insaf arkadaş 27 puan nedir ya?!

    iyi çalışmalar….

    Orçun ERSİVRİ

  • Beyhan hanım merhaba,25 Kasım 2011 Cuma gfcnfc arzu edneiersz bizzat sayın Norbekov’un yer alacağı tanıtım toplantısına katılım sistemimiza hakkında bilgi almanızı f6neririz.Orada edindiğiniz izlenimler ve sizlere sunulacak olan ie7erik paketlerinde, Norbekov sistemi hakkında ayrıntılı bilgiler mevcut olacak.Eğer sistemimizin size yardımcı olabileceğine kanaat getirirseniz, farklı illerde vermeyi sfcrdfcrdfcğfcmfcz ilk seviye seminerlerinden birine katılabilirsiniz.Saygılarımızla

Tahir Dinç

12 yıldır film sektöründe çalışmalar yapan Dinç, profesyonel anlamda bir çok çalışmaya imza atmıştır. Günümüzde kendine ait bir reklam ajansını yönetmektedir.

Son Eleştiriler